MENÜ ☰
BEREKET AYI RAMAZAN VE İNFAK
BEREKET AYI RAMAZAN VE İNFAK

Hamd-ü sena ve şükr-ü kâfîy-i kâmil, Mâlik-i mülûk olan, bizlere nimetlerini bolca ikram eden, fakirken lütfündan emanet olarak verdiği maldan ve mülkten bizi zenginleştiren ve  hayrın, paylaşmanın, dayanışma ve yardımlaşmanın yolunu bize gösteren Allah-ü Teâlâ’ya aittir.

Salât ve selâm, Mâlik-i mülûk olan Allah-ü Teâlâ’nın emanet olarak verdiği malı infâk ederek yardımlaşma, dayanışma, paylaşma konusunda ve infâk ahlâkında bize en güzel örnek olan Hz. Muhammed Mustafa’nın{Sallellahu aleyhi ve Sellem}, O’nun ehl-i beyt’il-mutahharanın, yeryüzünün yıldızları olan ashâb-ı güzinin ve O’na tabi olan müminlerinin ve Müslümanlarının üzerine olsun.

İnsan bu dünyaya hiçbir şeye sahip olmaksızın gelir. Dünyaya geldikten sonra Rabbimizin lütfündan, kereminden ve mülkünden anne ve babamıza verdiği emanet mal ile varlık sahibi oluruz. Fânî olan bu hayatta yaşamımızı, bu emanet mal ile idame ederek sürdürürüz. Allah-ü Teâlâ imtihan gereği bazılarına kereminden fazla vererek varlıklı eder. İslâm, varlıklı olan Müslüman’ın, ihtiyaç sahibi olan mümin kardeşini gözetmesini ve Allah-ü Teâlâ’nın kendisine emanet olarak verdiği malından ona infâk etmesini ister. Bundan dolayı İslâm’da, zengin ve varlıklı Müslüman bir kişinin ihtiyaç sahibi Müslüman kardeşinin ihtiyacını karşılaması, onlarla bir şey paylaşma ve onlara yardımcı olması hususunu infak kavramı ile ifade edilmektedir.

İnfâk; sözlükte “bitirmek, yok etmek, yoksul düşmek; malı veya parayı elden çıkarmak” anlamlarına gelmektedir. Dini bir terim olarak, “Allah-ü Teâlâ’nın hoşnutluğunu kazanma amacıyla kişinin kendi servetinden harcamada bulunması, ihtiyaç sahiplerine aynî ve nakdî yardım etmesi” demektir. (Komisyon, Dini Kavramlar Sözlüğü, “İnfâk” mad., sh. 317, DİB Yayınları., Ankara,2006)

İnfâk kavramı, yardımlaşma, dayanışma, harcama hususunda geniş anlamlı bir kelimedir. Bu kavram, hem farz hem vacip hem de nafile olan harcamaları kapsamakla beraber; vaktin, fikrin, duygunun ve ilmin infâk edilmesi gibi manevi ve dine hizmet yolunda bedeniyle gayret gösterme gibi somut bazı şeylerin harcanması da içine almaktadır. Bu sebeple infâk, zekâtı, sadakayı ve adakı kapsamaktadır.

İnfâk Etmenin Fazileti

Allah-ü Teâlâ, bize rızık olarak verdiği nimetlerden O’nu rızasını kazanmak için meşru olan yerlere infâk etmek büyük sevap ve faziletli bir ameldir. Çünkü infâk etmek, fânî olan bu dünya hayatına aldanmayıp bâkî olan ahiret hayatını ve Cennet yaşamını tercih etmenin göstergesidir. Maddiyata yönelik hırsın aza olması ve emanet olarak verilen malın ve tüm nimetlerinin sahibi olan Allah-ü Teâlâ huzurunda muhtaçlığını göstermektir. Nitekim Allah-ü Teâlâ infâk etmenin fazileti ve önemi hakkında şöyle buyurmaktadır: “Mallarını Allah yolunda harcayanların örneği, her başağında yüz tanenin bulunduğu yedi adet başak çıkaran bir tohum tanesi gibidir. Allah dilediğine katlayarak verir, Allah (zât ve sıfatlarında) sınırsızdır, her şeyi bilmektedir.” (Bakara, 2/261)

İnfak Etmemenin  Sorumluluğu ve Gösteriş Ederek İnfâk Etmenin Vebali

Dinimiz İslam, Allah-ü Teâlâ bize rızık olarak verdiği nimetlerden O’nu rızasını kazanmak için harcamayıp ihtiyaç sahibi insanların ihtiyaçlarını gidermek için çaba göstermemeyi uygun görmemiştir. Bunun ahirette büyük bir vebal olduğunu ifade etmiştir. Allah-ü Teâlâ infâk etmemenin ve sırf kendisi için malı biriktirmenin vebalı hakkında şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler! Bilin ki yahudi din bilginlerinin ve hıristiyan din adamlarının birçoğu halkın mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan alıkoyarlar. Altın gümüş biriktirip Allah yolunda harcamayanları elem veren bir azapla müjdele!” (Tevbe, 9/34); “O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılıp onların alınları, böğürleri ve sırtları dağlanacak: İşte yalnız kendiniz için toplayıp sakladıklarınız; tadın şimdi biriktirip sakladıklarınızı!” (Tevbe, 9/35)

İnfâk ederken, insanların onurunu incitmek ve gösteriş yapmak dinimizde uygun bir davranış olarak görülmemiştir. Böyle bir davranış, infâkın boşa gideceği ifade edilmektedir. Nitekim Allah-ü Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’a ve âhiret gününe inanmadığı halde malını insanlara gösteriş yapmak için harcayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve incitmek suretiyle boşa gidermeyin. O kimsenin misali, üzerinde toprak bulunan düzgün ve yalçın bir kayadır; kayanın üzerine şiddetli bir yağmur yağmış, onu çıplak halde bırakmıştır. Bu gibilerin kazandıkları hiçbir şeyden istifadeleri olmaz ve Allah, inkârcı topluluğa hidayet vermez.” (Bakara, 2/264); “İyi sayılan bir söz ve bir bağışlama, arkasından eziyet gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah zengindir, halîmdir.” (Bakara, 2/263)

İnfâk Edilecek Yerler

Dinimiz, Müslümanlara, Allah-ü Teâlâ yolunda harcamayı istemiştir. İnfâk edilirken kimlere infâk edilmesi gerektiğini açıklamıştır. Allah-ü Teâlâ, infâk edilecek yerleri şu şekilde ifade etmiştir: “Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz erdemlilik değildir. Asıl erdemli kişi Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcayan; namazı kılıp zekâtı verendir. Böyleleri anlaşma yaptıklarında sözlerini tutarlar; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabrederler. İşte doğru olanlar bunlardır ve işte takvâ sahipleri bunlardır.” ( Bakara, 2/177); “Sana ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Harcayacağınız mal, ana-baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolcular için olmalıdır. Hayır olarak ne yaparsanız muhakkak ki Allah onu bilir.” (Bakara, 2/215); Farz olan zekât ibadeti, infâk kavramı içinde olduğu yer aldığını ifade edilmişti. Bu sebeple, Allah-ü Teâlâ zekâtın sarf yerleri infâk kapsamında şu şekilde açıklamıştır: “Sadakalar (zekât gelirleri) ancak şunlar içindir: Yoksullar, düşkünler, sadakaların toplanmasında görevli olanlar, kalpleri kazanılacak olanlar, âzat edilecek köleler, borçlular, Allah yolunda (çalışanlar) ve yolda kalmışlar. İşte Allah’ın kesin buyruğu budur. Allah bilmekte ve hikmetle yönetmektedir.” (Tevbe, 9/60)

İnfâk Etme Ahlakı

Dinimiz İslâm, Müslümanın güzel ahlakla bezenmeyi ve ibadetlerinde, insani ilişkilerinde ve yaptığı tüm davranışlarında sahip olduğu güzel ahlakıyla davranmayı tavsiye etmektedir. Müminin, Müslümanın, rabbinin katında değerli kılan, insanların gönlünde yer edinip güzel izlenim bırakan ve hayatını güzelleştiren ve huzurlu hale getiren hasletlerden birisi güzel ahlak sahibi olmasıdır. Güzel ahlakın önemli olduğunu ve ona dikkatli olmamız gerektiğini Hz. Peygamber Efendimiz{Sallellahu aleyhi ve Sellem}şu şekilde ifade etmektedir: “Müminlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlâk bakımından en güzel olanıdır.” ( Ebû Dâvûd, Sünnet, 15)

Bu itibarla, Müslümanın, Allah Teâlâ’nın(c.c.) kendi lütfündan ona verdiği maldan ihtiyaç sahibi olanlara verirken İslam’ın ifade edip tavsiye infak ahlak ve edebine riayet etmesi salih ve güzel bir davranış olacaktır. Dinimizin tavsiye ettiği infâk ahlakı ve edebi şu şekilde ifade edilebilir:

  1. İnfâk, Allah-ü Teâlâ’nın rızasını kazanmak samimi/ihlâslı bir niyetle ve gösterişten uzak olmalıdır. İslâm’da ameller niyetlere göre değerlendirilir. Allah-ü Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de samimiyetin önemi hakkında şöyle buyurmaktadır: “Halbuki onlara, yalnızca Allah’a kulluk etmeleri, Hanîfler olarak O’na yürekten inanıp boyun eğmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emredilmişti. Doğru din de işte budur.” (Beyyine, 98/5); “Malını Allah yolunda verip arınan takvâ ehli ise ondan uzak tutulur. Onun üzerinde birine ait olup karşılığı verilecek bir lutuf yoktur. Ancak yüce rabbinin rızâsını kazanmak için verir.”  (Leyl, 92/ 17-20). Hz. Peygamber bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Ameller niyetlere göredir. Herkes sadece niyetinin karşılığı alır…” (Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1; Müslim, İmâre, 155); …“Allah, ancak samimiyetle sadece kendisi için ve rızası gözetilerek yapılan ameli kabul eder.” (Nesâî, Cihâd, 24)
  2. Allah-ü Teâlâ’nın yolunda infâk etmek. Allah-ü Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de çeşitli ayet-i kerimelerde müminlerin mallarını, O’nun yolunda infâk ettiklerini ifade etmektedir. (Bkz. Bakara, 2/261, 262)
  3. İnfâkta bulunan kişi, onu alıp kabul edenin onurunu zedeleyecek davranışlardan kaçınmalıdır. Allah-ü Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının arkasından başa kakıp incitmeyenler için rablerinin katında özel karşılık vardır. Artık onlar için korku yoktur, onlar üzüntü de çekmeyeceklerdir.” (Bakara, 2/262)
  4. Yapılan yardım en iyi ve en kaliteli mallardan seçilmelidir. Allah-ü Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Allah yolunda sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça iyiliğe asla eremezsiniz. Ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir.” (Âl-i İmrân, 3/92)
  5. İnfakın yerine ulaşması için gerçek ihtiyaç sahipleri tespit edilmelidir.
  6. İnfâk edilecek malın helal yoldan kazanılması ve dinimize göre harcanması helal olan yerlere sarf edilmesi gerekir.

Sonuç olarak, Allah-ü Teâlâ, biz kullarına mülkünden ve lütfünden maddi ve manevi nimetler verdi. Bu nimetlere karşı sözlerimizle ve davranışlarımızla bizden hamd ve şükür içinde olmamızı istedi. Allah-ü Teâlâ’nın nimetlerine karşı şükür ve hamd etmenin yollarında biri de, sahip olduğumuz nimetleri O’nun yolunda infâk etmektir; harcamaktır. Rabbimizin isteği şekilde, belirttiği yerlere ve kimselere, açıkladığı miktarda ve kimsenin gönlünü incitmeden ve kalbini kırmadan infâk edilmesi gerekir. Bundan dolayı bir Müslüman’a düşen görev, emanet olarak verilen tüm nimetleri Allah-ü Teâlâ’nın rızasını kazanmak için çok faziletli ve sevap olan infâk etme hususunda çaba göstermek gerekir.

Rabbim! Helal yoldan mal kazanmayı, Allah-ü Teâlâ’nın rızasını kazanmak için helal olan yerlere sarf etmeyi bizlere nasip eylesin.

MAĞFİRET İKLİMİNDE

SORULAR/CEVAPLAR

Soru    :  Orucu bozan şeyler nelerdir?

Cevap : Orucun temel unsuru, yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak, nefsi bunlardan mahrum bırakmak olduğu için, oruçlu iken bunlar ve bu anlama gelecek davranışlar orucu bozar. Yemek ve içmek, yenilip içilmesi mûtat olan her şeyi kapsamı içine alır. Sigara, nargile gibi keyif veren tütün kökenli dumanlı maddeler ile uyuşturucular ve tiryakilik gereği alınan tüm maddeler oruç yasakları kapsamına girer (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 386-387). Her ne sebeple olursa olsun, ağızdan alınan ilaçlar da aynı hükme tabidir.

Soru    : Fıtır sadakası kimlere verilebilir; kimlere verilemez?

Cevap : Fıtır sadakası, kişinin bakmakla yükümlü olmadığı yoksul Müslümanlara verilir. Fıtır sadakası ve oruç fidyesini vermek durumunda olan kimsenin bunlardan doğrudan ya da dolaylı olarak yararlanmaması esastır. Zekât için de aynı kural geçerlidir. Bu sebeple bir kimse zekâtını, fıtır sadakasını ve fidyesini kendi usûl ve fürûuna veremez. (Usûl, bir kimsenin anası, babası, dede ve nineleri; fürûu ise; çocukları, torunları ve onların çocuklarıdır.) Ayrıca eşler de birbirlerine zekât, fitre ve fidye veremez. Hanefilere göre aşağıda sayılanlara fitre verilmez: a) Ana, baba, büyük ana ve büyük babalara, b) Oğul, oğlun çocukları, kız, kızın çocukları ve bunlardan doğan çocuklara, c) Eşine, d) Zengine yani aslî ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olan kişiye, e) Babası zengin olan ergen olmamış çocuğa (Merğinânî, el-Hidâye, II, 223-228). Şâfiîlere ve Ebu Yusuf’a göre fitre, Müslüman olmayana da verilemez (Mâverdî, el-Hâvî, III, 387; X, 519; Merğinânî, el-Hidâye, II, 223). Bunların dışındaki kardeş, teyze, dayı, amca, hala ve onların çocukları, gelin, damat, kayınpeder ve kayınvalide gibi akrabalar zengin değillerse kendilerine zekât, fitre ve fidye verilebilir (Zeylaî, Tebyîn, I, 301).

Soru    : Ticaret malının zekâtı nasıl hesaplanır?

Cevap  : Kâr amacıyla alınıp satılan mallara “ticaret malları” denir. 80.18 gr. altın değerinde ticaret malına sahip olan kişinin, nisab miktarı mala sahip olmasının üzerinden bir yıl geçmesi hâlinde, kırkta bir (% 2,5) oranında zekâtını vermesi gerekir. Zekât, diğer şartlar yanında, hakikaten veya hükmen elde mevcut bulunup üzerinden bir yıl geçen maldan verilir. İleride sağlanması muhtemel artışlar zekâtın hesaplanmasında dikkate alınmaz. Ticaret malları için de aynı ilke geçerlidir. Bu itibarla, ticaret malının zekâtı verilirken, satıldığı takdirde elde edilecek kâr dikkate alınmadan sanki malın aynından (bizzat kendisinden) zekât veriyormuş gibi zekâtın verileceği tarihteki maliyet değeri esas alınır.

Kaynak: Fetvalar/Din İşleri Yüksek Kurulu, Ankara, 2018

 

📆 06 Mayıs 2020 Çarşamba 23:18   ·   💬 0 yorum   👀 435 kez okundu   ·   Yazdır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR

GAZETELERİMİZ

19 EYLÜL 2020 CUMARTESİ (www.siverekgazeteleri.com)
18 EYLÜL 2020 CUMA (www.siverekgazeteleri.com)

SİVEREK'TE HAVA

İSTANBUL

RÖPORTAJLAR

ANKET

Sitemizi nasıl buldunuz?

Sonuçları görüntüle

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

BAĞLANTILAR