MENÜ ☰
RAHMET AYI RAMAZAN VE KUR’AN-I KERİM
RAHMET AYI RAMAZAN VE KUR’AN-I KERİM

Hamd, hidayet kaynağı olan, gönüllerimize şifa veren, dertlerimize deva olan ve hak ile batılı ayırt eden Kur’an-ı Kerim’i indiren âlemlerin rabbi olan Allah’adır.

lan, gönüllerimize şifa veren, dertlerimize deva olan ve hak ile batılı ayırt eden Kur’an-ı Kerim’i indiren âlemlerin rabbi olan Allah’adır.

Salât ve selâm âlemlere rahmet olarak gönderilen, bizlere Kur’an-ı Kerim’i getiren ve ahlakıyla yaşayan bir Kur’an-ı Kerim olan Hz. Muhammed’e, O’nun ehl-i beytine, ashâbına ve O’na tabi olanların üzerine olsun.

Resulullah (s.a.v.), kendisine peygamberlik verilmeden önce tefekkür, tezekkür ve tedebbür için her Ramazan ayında Mekke’den 5 km uzaklıktaki Nur dağının tepesinde bulunan Hira mağarasına giderdi. İşte bu gidişlerinden bir gidiş, yıl 610, aylardan yine Ramazan. Efendimiz (s.a.v.) yine bir tefekkür ve tezekkür anındayken, Allah’ın (c.c.) izniyle Hz. Cebrail (a.s.), Hz. Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) geldi.

Hz. Cebrail (a.s.), Hz. Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) : “Oku!” dedi.

Resulullah (s.a.v.) : “Ben okuma bilmem!” dedi. Bunun üzerine Hz. Cebrail (a.s.), Hz. Peygamber Efendimiz’i tutup baştan ayağa takatı kesilinceye kadar sıktı ve sonra bıraktı.

Hz. Cebrail (a.s.) tekrar, Hz. Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) : “Oku!” dedi.

Resulullah (s.a.v.) yine : “Ben okuma bilmem!” dedi.

Hz. Cebrail (a.s.) tekrar, Hz. Peygamber Efendimiz’i tutup baştan ayağa takatı kesilinceye kadar sıktı ve sonra bıraktı.

Hz. Cebrail (a.s.) tekrar, Hz. Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) : “Oku!” dedi. Bu üçüncü emir karşısında Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) titrek bir sesle : “Ne okuyayım” dedi. Bunun üzerine Hz. Cebrail (a.s.) şunu okudu : “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı alaktan (asılıp tutunan zigottan) yaratmıştır. Oku! Kalemle (yazmayı) öğreten, (böylece) insana bilmediğini bildiren rabbin sonsuz kerem sahibidir.” [ Alâk, 96/1-5]

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hz. Cebrail’in (a.s.) söylediklerini dinledi ve indirilen ilk vahiy kalbine nakşolundu.[1]

Allah’ın (c.c.), insanlığa rahmetinin bir tecellisi olarak Hz. Peygamber’e (s.a.v.) Cebrail (a.s.) vasıtasıyla Ramazan ayında Kadir gecesinde indirmeye başladığı ilk vahiyle Kur’an-ı Kerim âlemi nurlandırmaya, aydınlatmaya başladı.

Hz. Peygamber (s.a.v.) aldığı bu rahmetle dolu ağır görevi yirmi üç yıl boyunca insanlara ulaştırmaya çalıştı. Hz. Peygamber’e (s.a.v.) iman eden ashâb-ı kiram da Kur’an-ı Kerim’in mesajının insanlara ulaştırmak için gayret sarfettiler. Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ashâb-ı kiram vahyin mesajını insanlara ulaştırmaya çalışırken çeşitli eziyetler, sıkıntılar çektiler. Bu çaba ve gayret Hz. Peygamber’in (s.a.v.) ve ashâb-ı kiramin vefatına kadar devam etti. Tabi, vahyin mesajının kıyamet gününe kadar insanlığa / insanlara ulaşması gerekiyordu. İşte, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) veda hutbesinde emanet olarak bıraktığı rahmetle dolu bu ağır görevi, Peygamberlerin varisleri olan İslâm âlimleri emanet olarak aldılar ve günümüze kadar, onlar da çeşitli sıkıntılar çekmekle beraber, bize ulaştırmaya çalıştılar ve çalışıyorlar. Biz Müslümanlar da kendi durumumuza göre Kur’an-ı Kerim’e sahip çıkmamız hayırlı bir amel olacaktır.

İşte, yine bir Ramazan ayında, Kur’an-ı Kerim ayındayız. Kur’an-ı Kerim’in, Allah(c.c.) tarafından Cebrâil(a.s.) vasıtasıyla Ramazan ayında Kadir gecesinde[2] Hz. Peygamber(s.a.v.)’e indirildiği rahmet, mağfiret ve bereket ayındayız. Vahyin ışığının hayatımızı aydınlatıp nurlandıracağı başlangıç ayındayız. Nitekim Allah(c.c.), Ramazan’ın, vahyin indirilişinin ayı olduğu hakkında şöyle buyurmaktadır: “O (sayılı günler), doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur’an’ın indirildiği Ramazan ayıdır.”[3]

Bir Müslüman’ın, nasıl ki diğer zaman dilimlerinde Kur’an-ı Kerim’i okuyup, anlayıp ve hayatında O’nunla amel etmesi gerekiyorsa Ramazan ayında da Kur’an-ı Kerim’e daha fazla vakit ayırıp vahyin ikliminde bir Ramazan geçirmesi güzel bir davranış olacaktır. Çünkü Kur’an-ı Kerim, indiği Kadir gecesini değerli kılmış, âlemi nurlandırmıştır. İnsanlara kendi yaratılış gayesini ve nasıl bir ahlaki şahsiyet içinde olması gerektiğini öğretmek suretiyle insanın hayatını anlamlı hale getirmiştir. Allah(c.c.) bu konuda şöyle buyurmaktadır: “De ki: Bana ancak, bu beldenin (Mekke’nin); onu mukaddes kılan ve her şey kendisine ait olan Rabbine kulluk yapmam emredildi.  Yine bana, Müslümanlardan olmam ve Kur’an’ı okumam emredildi. Artık kim doğru yola girerse yalnız kendisi için girer. Kim de doğru yoldan saparsa de ki: “Ben ancak uyarıcılardanım.”[4]; “O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed’e apaçık ayetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.”[5]

Kur’an-ı Kerim, kendisini rehber ve hayat kaynağı edinen insanı doğru yola iletmektedir. Nitekim İslam tarihinde, vahyin indiği ilk andan günümüze kadar gönülleri, zihinleri fethetmiştir ve fethetmeye devam etmektedir. Kur’an-ı Kerim’in, temiz ve pak bir gönül ve zihinle ve samimi bir kalple yönelenlere rehber olup doğru yola ilettiği hususunda Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: “İşte kitap; onda asla şüphe yoktur. O, günahtan sakınanlar için bir rehberdir.”[6]; “Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler.”[7] Kur’an-ı Kerim’in bizi en doğruya götürmesi için biz Müslümanlara düşen vazife, Kur’an-ı Kerim’i her yönüyle öğrenmek, O’nu öğretmek, okumak, okutmak ve onunla amel etmektir.

Kur’an-ı Kerim’i öğrenmek ve O’nu öğretmek büyük bir sevap ve hayırlı bir ameldir. Hz. Peygamber(s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Sizin en hayırlınız Kur’an-ı Kerim’i öğrenen ve öğretendir.”[8] Kur’an-ı Kerim’i öğrenirken her bir harfi için en az on sevap vardır. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu fazileti şöyle ifade etmektedir: “Kur’an-ı Kerim’den tek bir harf okuyana bile sevap vardır. Her hasene on misliyle değerlendirilir. Ben ‘Elif Lâm Mîm’ bir harf demiyorum. Aksine ‘Elif’ bir harf, ‘Lâm’ bir harf, ‘Mîm’ de bir harftir.” [9] Kur’an-ı Kerim sevdalısı olan bir Müslüman, O’nu öğrenirken veya okurken zorlanabilir. Bu durum gayet doğaldır. O’nu öğrenirken veya okurken zorlandığımızda Kur’an-ı Kerim’i öğrenmeyi terk etmeyip devam etmemiz gerekir. Hz. Peygamber (s.a.v.) böyle bir durumda olan kişi hakkında şöyle buyurmaktadır: “Kur’an-ı Kerim’i maharetle okuyan bir insan, Kirâmen Kâtibin melekleri seviyesinde olur. O’nu o seviyede beceremeyen, fakat halis bir niyet ile okumaya çalışan, okurken de kem küm edip dili dolaşan ve Kur’an’ı okumak ona zor geldiği halde okuyan insana da iki sevap vardır.”[10]

Kur’an-ı Kerim, dünyada kendisini okuyup, okutup, mesajını anlamaya çalışıp O’nunla amel etmek suretiyle sahip çıkana ahirette şefaatçi olarak sahip çıkacaktır. Hz. Peygamber(s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Kur’an-ı Kerim’i okuyun, zira Kur’an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelir.”[11] Şöyle bir düşünelim, geçici ve misafir olarak geldiğimiz bu fani dünya hayatı bir gün ölümle son bulacak; ebedi ve baki olan ahiret hayatı başlayacaktır. İnsanlar, Allah’ın izniyle tekrar dirileceklerdir. Mahşer anında mizan kurulmuş, kullar dünya hayatında yaptıklarının hesabını vermek için bekliyorlar. Herkesin nefsi nefsi diyeceği ve kendisini Cehennem azabından kurtarmak için bir çare ve vesile arayacağı anda, Allah’ın kelamı Kur’an-ı Kerim, bu zor zamanda elimizden tutup bizim için Allah’tan şefaat dileyecektir. Bu durum, bizler için ne büyük bir müjde ve ne büyük bir kurtuluş olacaktır. Rabbim, bizleri bu büyük müjdeye nail olanlardan ve kurtuluşa erenlerden eylesin.

Allah(c.c.), Kur’an-ı Kerim’e değer ve kıymet veren kişiye ve topluma değer verir ve onların maddi ve manevi makamlarını hem dünyada hem de ahirette yüksek tutar. Hz. Peygamber(s.a.v.) bu müjdeyi şu şekilde ifade etmektedir: “Allah, bu kitapla(Kur’an-ı Kerim’le) nice toplumları yükseltir ve nicelerini de alçaltır.”[12] İslam tarihine baktığımızda Müslümanların değer ve kıymetlerinin, Kur’an-ı Kerim ile olan bağlantısına ve O’na verdikleri kıymet ve değere göre olmuştur. Buradaki değerden ve kıymetten kasıt, Kur’an-ı Kerim’in, evimizin, işyerimizin ve kitaplığımızın en güzel ve özel yerinde, açılmamak üzere indirmek değil; hayatımızın, gönlümüzün ve düşüncemizin en güzel ve özel yerinde olmasıdır.

Hz. Peygamberimiz Efendimizin (s.a.v.), Ramazan ayında bize miras ve sünnet olarak bıraktığı ve Kur’an-ı Kerim ile bağlantımızı zinde ve canlı tutacak olan “Mukabele Okuma” dini geleneğimizi unutmamız gerekir. Abdullah b. Abbas (r.a.)’tan rivayet edildiğine göre “Cebrail (a.s.), Hz. Peygamber (s.a.v.) ile Ramazan’ın her gecesi buluşur, karşılıklı olarak (mukabele şeklinde) Kur’an-ı Kerim’i okurlardı.”[13] Dünyayı saran Koronavirüs Kovid-19 salgını ülkemizde de etkisi göstermektedir. Bu itibarla, Diyanet İşleri Başkanlığımız Koronavirüs Kovid-19’ten vatandaşlarımızın etkilememesi için kurumsal dini hizmet alanında bazı tedbirler aldı. Alınan bu tedbirler kapsamında, bu yıl Ramazan ayında cami merkezli din hizmetlerinden bazılarına ara verildi. Ara verilen din hizmetlerinden birisi de camide mukabele okunmasıdır. Bu sebepten dolayı bu Ramazan ayımızda mukabelelerimizi evimizde ailemizle beraber okuyalım. Evlerimizi vahyin nuru, rahmeti ve bereketi ile feyizlendirelim.

Rabbim, hayatımızı ve evlerimizi Kur’an-ı Kerim’in nuru, bereketi ve rahmetiyle feyizlendirsin.

 

Ramazan’ın Rahmet İkliminde

Bir Soru Bir Cevap

 SORU :  İmsak nedir? Ne zaman başlar? Sabah ezanı okunmaya başladığında yeme içmeye kısa bir süre devam edilebilir mi?

 CEVAP : Sözlükte “kendini tutmak, engellemek, el çekmek, geri durmak” anlamlarına gelen imsak, dinî bir kavram olarak, “fecr-i sâdıktan, iftar vaktine kadar yemeden, içmeden, cinsel ilişki ve diğer orucu bozan şeylerden uzak durmak, el çekmek” demektir.

İmsakın zıttı iftardır. Halk arasında ise “imsak” oruç tutmaya başlanan fecr-i sadığın oluştuğu vakit anlamında kullanılır. Bu manada imsak, oruca başlama vakti demektir.
Oruca ne zaman başlanıp ne zaman bitirileceği Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde açıklanmıştır: “(Ramazan gecelerinde) şafağın aydınlığını gecenin karanlığından ayırt edinceye (tan yeri ağarıncaya/fecr-i sâdığa) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar (yiyip içmeden, cinsel ilişkide bulunmadan) orucu tamamlayın.” (Bakara, 2/187) Takvimlerde gösterilen “imsak”, oruca başlama vaktini ifade eder. İmsak vakti aynı zamanda gecenin sona erdiği, yatsı namazı vaktinin çıkıp sabah namazı vaktinin girdiği andır. Ezan da imsak vaktinin başlaması ile okunmaktadır. Bu sebeple ezanın başlaması ile yemeyi içmeyi terk etmek gerekir. Ezan başladığı sırada ağızda bulunan lokmanın yutulmasında bir sakınca yoktur.

Kaynak: Fetvalar / Din İşleri Yüksek Kurulu, DİB Yayınları

Dipnotlar:

[1] İbnu Hişâm, Ebu Muhammed, Abdullah el-Melik, es-Sîretü’n-Nebeviyye, c. I, sh. 176-177, el-Mektebetü’l-Asriyye, Beyrut, 1994; Hamdullah, Muhammed, İslâm Peygamberi, c. I, sh. 73-74, İrfan Yayıncılık, İstanbul, 1993; Sarıçam, Prof. Dr. İbrahim, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, sh. 97, DİB Yayınları

[2] Kadr, 97/1

[3] Bakara, 2/185

[4]  Neml, 27/91

[5] Hadid, 57/9

[6] Bakara, 2/2

[7] İsrâ, 17/9

[8] Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 21

[9] Tirmizî, Sevabü’l-Kur’ân, 16

[10] Buharî, Tevnid, 52; Müslim, Müsafirûn, 244

[11] Müslim, Müsâfirin, 252

[12] Müslim, Müsâfirin, 269

[13] Buhârî, Bed’ül-halk, 6; Müslim, Fedâil, 50

Galeri
📆 02 Mayıs 2020 Cumartesi 02:27   ·   💬 0 yorum   👀 335 kez okundu   ·   Yazdır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR

GAZETELERİMİZ

21 EYLÜL 2020 (www.siverekgazeteleri.com)
19 EYLÜL 2020 CUMARTESİ (www.siverekgazeteleri.com)

SİVEREK'TE HAVA

İSTANBUL

RÖPORTAJLAR

ANKET

Sitemizi nasıl buldunuz?

Sonuçları görüntüle

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

BAĞLANTILAR