MENÜ ☰
TAKVA AYI RAMAZAN VE SORUMLULUK BİLİNCİ
TAKVA AYI RAMAZAN VE SORUMLULUK BİLİNCİ

Hamd, âlemlerin rabbi olan, bize sorumluluğumuzu öğreten ve takvaya ulaşma yollarını gösteren Allah’adır.

Salât ve selâm insanlığa sorumluluklarını hatırlatan, bu konuda insanlara örnek olan ve ümmetine Kur’an-ı Kerim’in ifade ettiği takva bilincinin nasıl olması gerektiğini yaşayarak öğreten en güzel örnek, model olan Hz. Muhammed’e (s.a.v.), ehl-i beytine, ashâbına ve kendisine tabi olanların üzerine olsun.

Allah (c.c.) insanı başıboş ve sorumsuz/mesuliyetsiz yaratmamıştır. Bilakis bir gayeye matuf ve sorumlu olacak şeklide insanı yaratmıştır. Bundan dolayı insan, Allah’a (c.c.), kendisine, ailesine, kendisini çevreleyen sosyal yapıya ve tabiata karşı sorumludur; hayatını bu sorumluluk yapısı içinde sürdürmektedir. O, sorumluluk bilincinde sahip olup gereken vazife ve görevini yaptığında dünya ve ahirette mutlu, huzurlu ve güven içinde olur. İnsana sorumluluk şuurunu kazandıran temel hususlardan birisi takva bilincidir.

Takva, helal ve haram duyarlılık bilincidir. Dinimiz İslam, Müslüman bir şahsiyette imani olgunluk oluşturan takva bilincinin bulunmasını ön görmektedir. Çünkü bir Müslüman’ın dünya ve ahirette iyiliğe ve hayra nail olmanın yolu, ona takva şuurunu kazandıran helal ve haram duyarlılığına sahip olması ve helal dairesinde Allah’ın (c.c.) rızasını ve sevgisini kazanacak şekilde hayatını sürdürmesiyle mümkün olmaktadır.

İnanç, ibadet ve güzel ahlak Müslüman’a takva bilincini kazandıran temel manevi dinamiklerdir. Biz Müslümanlara takva/sorumluluk bilincini kazandıran ve imani olgunluğa ulaştıran ibadetlerden biri de takva ayı olan Ramazan’da eda ettiğimiz oruç ibadetidir. Allah (c.c.) oruç ibadetinin sebeb-i hikmetini takva/sorumluluk bilincinin kazanılması olduğunu şu şekilde ifade etmektedir: “Ey iman edenler! Takvaya ulaşmanız için, sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi size de farz kılınmıştır.” (Bakara, 2/183) Oruç ibadetinde sorumluluk bilinci nasıl kazanılıyor, bu ibadet bizlere nasıl bir ahlak kazandırıyor? Bu sorunun cevabı, ayette ifade edilen “…takvaya ulaşmanız için…” cümlesinde saklıdır. Bu cümlede geçen Kur’anî bir kavram olan “Takva” kelimesi ne anlama gelmektedir. Takva sözcüğünün ne anlama geldiği bilinirse ona göre ilgili ayette geçen derin mana daha iyi anlaşılır. Takva kelimesi sözlükte; “bir şeyi, korumak, zarar verecek şeyden sakınmak, bir şeyi başka bir şeyle tehlikelere karşı korumaya almak” anlamına gelmektedir. Dini anlamda ise, “iman edip emir ve yasaklara uyarak, Allah’a karşı gelmekten sakınmak, dünya ve ahirette insana zarar verecek, ilahi azaba sebep olabilecek inanç, söz, fiil ve davranışlardan ve her türlü günahtan sakınmak” anlamına gelmektedir.(Komisyon, Dini Kavramlar Sözlüğü, sh. 347-348,  DİB Yayınları, Ankara, 2006)

Oruç tutan Müslüman, eline, diline, beline, niyetine, kalbine, düşüncesine dikkat edip sahip çıkar. Üzerinde kimin hakkı varsa, onun hakkını bir sorumluluk bilinci içinde yerine getirmeye çalışmaktadır. Sorumluluklarımızı şu başlıklar altında genel olarak ifade edebiliriz:

Rabbimize Karşı Sorumluluğumuz

Müslümanın, kendisini en güzel biçimde yaratan, onu yaşatan ve çeşitli nimetlerle donatan, ona kulluk yollarını gösteren Rabbine hakkıyla inanıp O’na şirk koşmaksızın ihlâslı ve samimi bir şekilde ibadet etmesi Allah’ın(c.c.) biz kulları üzerindeki hakkıdır. Biz kullara da düşen, Rabbimizin bizim üzerindeki bu hakkını, ihlâslı, samimi bir şekilde, sorumluluk bilincine sahip bir anlayışla, dinimizin bize ifade ettiği şekilde kulluğumuzu yerine getirmemiz ve O’na hakkıyla hamd ve şükretmemiz uygun bir davranış olacaktır. Oyun ve oyalanma olan bu fani ve geçici dünyaya aldanıp Rabbimize karşı kulluk vazifemizi unutmamız uygun bir davranış olmaz. Nitekim Allah(c.c.), bizi, kendisine kulluk/ibadet yapmamız için yaratmıştır. Bu hususta Kur’an-ı kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk/ibadet etmeleri için yarattım.”(Zâriyât, 51/56) Hz. Peygamber Efendimiz, Muâz b. Cebel ile yaptığı bir yolculuk esnasında Allah ile insan arasındaki hak ilişkisini veciz bir biçimde açıklamıştır. Hz. Peygamber, “Ey Muâz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir, bilir misin?” diye sorar. Muâz, “Allah ve Resulü daha iyi bilir.” der. Hz. Peygamber(s.a.v.), “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmamaları ve O’na ibadet etmeleridir.” şeklinde cevap verir. Bir süre yol aldıktan sonra Hz. Peygamber(s.a.v.), tekrar sorar: “Peki ey Muâz! Bunu yaptıkları takdirde kulların Allah üzerindeki hakkı nedir, bilir misin?” Muâz yine “Allah ve Resulü daha iyi bilir.” dedikten sonra Hz. Peygamber(s.a.v.),Allah’ın onlara azap etmemesi, onları cennetine koymasıdır.” buyurur. (Müslim, “İman”, 48, 49)

Anne-Babamıza Karşı Sorumluluğumuz

Anne-babamıza sevgi, saygı, rahmet ve şefkat gösterip hayatımız boyunca iyilikte bulunmak onlara karşı yerine getirmemiz gereken sorumluluğumuzdur. Allah(c.c.) bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.” (İsrâ, 17/23) Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor: Bir adam Allah’ın Resûlü’ne(sav) gelerek, “Ey Allah’ın Resûlü, kendisine güzel davranıp yakınlık göstermemi en çok hak eden kimdir?” diye sordu. Hz. Peygamber(s.a.v.), “Annen.” cevabını verdi. Adam, “Sonra kimdir?” diye sorunca Hz. Peygamber(s.a.v.) yine, “Annen.” buyurdu. Adam, “Sonra kimdir?” diye yeniden sorunca Hz. Peygamber Efendimiz(s.a.v.),, “Annen.” cevabını verdi. Bunun üzerine adam, “Sonra kimdir?” dedi. Hz. Peygamber(s.a.v.),  “Sonra babandır.” buyurdu. (Buhârî, Edeb, 2)

Ailemize Karşı Sorumluluk

Müslüman, ailesine karşı sorumluluk duygusu ve davranışı içinde olur. Ailesine, eşine, çocuklarına rahmet, şefkat ve sevgi ile davranır. Onların nafakasını kazanırken “helal ve haram” duyarlılığı içinde hareket ederek helal kazanç elde etmek içi gayret sarf eder. Çocuklarının, hakkını gözetip, onların, manevi ve ahlaki faziletli davranışlar edinip erdemli bir şeklinde yetişmesi için çocuklarına yardımcı olup rehberlik eder. Hz. Peygamber (s.a.v.) ailemize karşı sorumluluğumuzun nasıl olması gerektiği hususunda şöyle buyurmaktadır: “Hepiniz çobansınız/sorumlusunuz ve hepiniz elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Yönetici bir çobandır/sorumludur. Erkek, aile halkının çobanı/sorumludur. Kadın, kocasının evi ve çocukları için çoban/sorumlusudur. Hepiniz çobansınız/sorumlusunuz ve hepiniz çobanlık yaptıklarınızdan sorumlusunuz.” (Buhârî, Nikâh, 91)

Topluma Karşı Sorumluluk

Müslüman, yaşadığı sosyal çevrede bulunan insanlara iyi davranır; onları kırmamak ve incitmemek için gayret eder. İnsanlara faydalı olmak için çaba gösterir. Müslüman, kendisiyle beraber yaşayan diğer insanlara iyilik etme, faydalı olma ve hayırlı işlerde yardımcı olma hususunda hem insani hem dini sorumluluğunun bilincinde olup toplumsal vazifesini yerine getirir. Allah(c.c.) bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler!…iyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve haksızlık yolunda yardımlaşmayın.” (Mâide, 5/2) Hz. Peygamber (s.a.v.). insanın manevi açıdan değerinin, hayır ve iyilik üzerinde insanlara faydalı olması hususunda şöyle buyurmaktadır: “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” (Buhârî, Mağazî, 35)

Akrabalık Bağlarını Koruma Sorumluluğu

Dinimiz İslam, Müslümanın, yardımcı olmak, sıkıntılarını gidermek, iyilikte bulunmak, şefkat ve rahmet göstermek şeklinde akrabalık bağlarını koruması, onların haklarını gözetmesi açısından dikkat etmesi ve yerine getirmesi gereken bir sorumluluk olduğunu ifade etmektedir. Allah(c.c.) akrabalık bağlarını gözetmemiz hususunda şöyle buyurmaktadır: “Ey insanlar!…Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir.” (Nisâ, 1) Hz. Peygamber(s.a.v.) akrabalık bağlarına gözetip onların haklarına riayet edilmesi hakkında şöyle buyurmaktadır: “…Kim Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsa, akraba ile irtibatını sürdürsün…(Buhârî, Edeb, 85); “Kim rızkının bollaştırılmasını yahut ecelinin geciktirilmesini arzu ederse, akraba ile irtibatını sürdürsün!” (Müslim, Birr, 20; Buhârî, Edeb, 12);

Çevre Bilinci Sorumluluğu

Dinimiz İslam, Müslümanın, ekolojik düzeni koruma hususunda gereken çabayı göstermesi gerektiğini ifade etmektedir. Bundan dolayı, uygun olan yerlerde ağaç dikimi ve yeşillik ekimi yapılması, çevre düzenlenmesi yapılması; hayvanların bir can taşıdığını bilincinde olup onlara şefkat içinde yaklaşılması, doğaya zarar verecek şeylerden uzak durulması ve canlılara zarar veren şeylerden uzak durulması çevre bilinci kapsamındaki sorumluluklarımızdandır. Hz. Peygamber(s.a.v.) çevre bilinci sorumluluğu hakkında şöyle buyurmaktadır: “Rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmak sadakadır.”(Buhârî, Cihâd, 128); “Birinizin elinde bir hurma fidanı varken kıyamet kopuyor olsa bile derhâl onu diksin!” (İbn Hanbel, III, 184)

Sonuç olarak, Ramazan ayında tuttuğumuz oruç bizi takvaya ulaştıran temel ibadetlerden birisidir. Bu takva bilinci de bizleri dünya ve ahirette mutluluk, huzurumuzu ve güvenimizi sağlayacak ahlaki erdemliliğe ulaştırmaktadır ve sorumluluk bilincini kazandırmaktadır. Sorumluluk bilinciyle hareket eden Müslüman, Rabbine, ailesine, akrabalarına, yaşadığı topluma ve çevreye duyarlı olup haklarına riayet eder.

Rabbim, Ramazan ayında eda ettiğimiz oruç ibadetini, bizler için takva ve sorumluluk bilincine ulaştırması için vesile eylesin!

 

Ramazan’ın Rahmet İkliminde

Bir Soru Bir Cevap

 

Soru : Fıtır sadakası nedir ve ne zaman verilir?

Cevap: Halk arasında fitre diye bilinen fıtır sadakası (sadaka-i fıtır); insan olarak yaratılmanın ve Ramazan orucunu tutup bayrama ulaşmanın bir şükrü olarak; dinen zengin olup Ramazan ayının sonuna yetişen Müslümanın, belirli kimselere vermesi vacip olan bir sadakadır. (Nevevî, el-Mecmû’, VI, 103-105). Vacip oluşu, sünnetle sabittir (Buhârî, Zekât, 70-78; Müslim, Zekât, 12-16; Ebû Dâvûd, Zekât, 18; İbn Mâce, Zekât, 21).

Kişi, kendisinin ve küçük çocuklarının fitrelerini vermekle yükümlüdür. Hz. Peygamber, köle-hür, büyük-küçük, kadın-erkek her Müslümana fitrenin gerektiğini ifade etmiştir. (Ebû Dâvûd, Zekât, 20).

Fıtır sadakasının vacip olma zamanı Ramazan bayramının birinci günü olmakla birlikte, bayramdan önce de verilebilir. Hatta bu daha faziletlidir. Bununla birlikte, bayram günü veya daha sonra da verilebilir. Ancak, bayram namazından önce verilmesi müstehap kabul edilmiştir. Şâfiî mezhebinde ise; fitreyi, meşru bir mazeret bulunmadıkça bayramın birinci gününün gün batımından sonraya bırakmak haramdır. Fitreyi Ramazan’ın ilk günlerinde vermek de caizdir.(Nevevî, el-Mecmû’, VI, 128).

Fitrenin hedefi, bir fakirin içinde yaşadığı toplumun hayat standardına göre bir günlük yiyeceğinin karşılanması, böylece bayram sevincine iştirak etmesine katkıda bulunmaktır.

Günümüzde fıtır sadakası miktarının belirlenmesinde, kişinin bir günlük (iki öğün) normal gıda ihtiyacını karşılayacak miktarın ölçü alınması daha uygundur.

Kişi dinen zengin sayılanlara, usûlüne (anne, baba, dedeler ve nineler), fürûuna (çocuk ve torunlar) ve eşine fıtır sadakası veremez. Fitreler bir fakire verilebileceği gibi, birkaç fakire de dağıtılabilir. (Merğînânî, el-Hidâye, II, 224). Ancak bir kişiye verilen miktar bir fitreden az olmamalıdır.

 

Kaynak: Fetvalar(Din İşleri Yüksek Kurulu), DİB Yayınları, Ankara, 2018

 

 

 

 

 

 

 

 

Galeri
📆 02 Mayıs 2020 Cumartesi 02:34   ·   💬 0 yorum   👀 454 kez okundu   ·   Yazdır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR

GAZETELERİMİZ

SİVEREK HEDEF GAZETESİ 30 KASIM 2020 PAZARTESİ www.siverekgazeteleri.com
SİVEREK HEDEF GAZETESİ 28 KASIM 2020 CUMARTESİ www.siverekgazeteleri.com

SİVEREK'TE HAVA

İSTANBUL

RÖPORTAJLAR

ANKET

Sitemizi nasıl buldunuz?

Sonuçları görüntüle

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

BAĞLANTILAR